Basın Bültenleri

DÜNYA TROMBOZ GÜNÜ ETKİNLİKLERİ ABDİ İBRAHİM’İN KATKILARIYLA EDİRNE’DE DÜZENLENDİ
 
Türk Hematoloji Derneği, bir asrı aşkın süredir öncü, cesur ve yenilikçi çalışmalarıyla hayatı ve geleceği  iyileştirmek için faaliyetlerini sürdüren Abdi İbrahim’in koşulsuz desteğiyle, 13 Ekim Dünya Tromboz Günü dolayısıyla Edirne’de Trakya Üniversitesi II. Bayezid Külliyesi Müzesi’nde konunun uzmanı doktorların katılımıyla bir toplantı düzenledi. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir ve Amerikan Hastanesi Onkoloji Klinik Şefi Prof. Dr. Nil Molinas MANDEL’in konuşmacı olduğu toplantıda Derin Ven Trombozu ve Kanser - Tromboz İlişkisi tüm yönleriyle ele alındı.
 
Dünyada en sık görülen 3 ölümcül kalp-damar hastalığının (Kalp krizi, inme-felç ve venöz tromboembolizm) ortak mekanizmasında ve bu hastalıkların oluşumunda yer alan sessiz bir klinik tablo olan tromboz, Türk Hematoloji Derneği tarafından Abdi İbrahim’in katkılarıyla, Edirne’de Dünya Tromboz Günü sebebiyle düzenlenen toplantıda masaya yatırıldı.
13 Ekim tarihi, 2014 yılında, ISTH (International Society on Thrombosis and Haemostasis) tarafından ulusal ve yerel organizasyonlar ile birlikte tromboza karşı farkındalığı arttırmak için ‘Dünya Tromboz Günü’ olarak ilan edildi. Bu kapsamda Edirne’de düzenlenen toplantıda konuşan Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir ve Amerikan Hastanesi Onkoloji Klinik Şefi Prof. Dr. Nil Molinas MANDELhastalıkla ilgili merak edilenleri anlattı. Toplantı ayrıca webcast ile canlı olarak tüm Türkiye’ye yayınlandı.
Venöz tromboembolizmin (VTE) nasıl bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. Demir, bacak toplardamarlarında çeşitli nedenlerle oluşan kan pıhtısının kan akımını yavaşlatarak/engelleyerek bacakta ağrı, şişme ve kızarıklık meydana getirdiğini ve bu tabloya Derin Ven Trombozu (DVT) dendiğini belirtti. Demir; “Yeterli önlem alınmaz ise oluşan pıhtıdan bir parça koparak akciğerlere gelip oradaki damarları tıkar ve ortaya çıkan tablonun adı Pulmoner (akciğer) Emboli (PE) olur. Derin ven trombozu ve pulmoner emboli aynı hastalığın farklı klinik tablosudur ve her ikisinin ortak adı venöz tromboembolizmdir. PE oldukça ciddi ve ölümcül bir tablodur. PE, DVT olmadan da tek başına ortaya çıkabilir. Ani başlayan nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı ve kanlı balgam çıkarma PE’nin belirtilerindendir” dedi.
 
İyi tedavi edilmeyen DVT’lu olguların yaklaşık 1/3’ünde POST-TROMBOTİK SENDROM denen bir klinik tablo meydana geldiğini söyleyen Demir, kronik damar tıkanıklığına bağlı olarak bacakta şişme, ağrı ve iyileşmeyen yaralar oluştuğunu, bu tablonun hastanın yaşam kalitesini düşürdüğünü, iş ve güç kaybına yol açtığını ifade etti.
 
“VTE (Venöz tromboembolizm) yüzünden dünyada her yıl yaklaşık 1000 kişiden 1-2 si hayatını kaybetmektedir”
DVT’nin ortalama olarak her yıl 1000 kişiden birinde gözlendiğini söyleyen Prof. Dr. Muzaffer Demir sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocukluk döneminde oldukça nadir olmasına rağmen (1/100.000 sıklıkta), yaşın ilerlemesi ile birlikte sıklığı artmaktadır. 75 yaşından büyüklerde ise her yıl 100 kişiden birinde görülmektedir. Ülkemizdeki sıklığı dünyadaki diğer ülkelerden farklı değildir. Sıklık 45 yaş üstünde artış göstermekle birlikte, oran erkeklerde kadınlara göre biraz daha yüksektir. VTE yüzünden dünyada her yıl yaklaşık 1000 kişiden 1-2’si hayatını kaybetmektedir. Avrupa Birliği Ülkeleri’nde ise yılda yaklaşık 544.000 VTE ile ilişkili ölüm meydana gelmektedir (Cohen AT, Thromb Haemost. 2007). VTE’e bağlı ölüm oranları AIDS ve kansere bağlı ölümlerden fazladır.”
“Erken zamanda pıhtı önleyici ilaçlar kullanmak yaşam kurtarıcı olabilmektedir”
Bacakta pıhtı nedeniyle oluşan Derin Ven Trombozu ile akciğerlerde oluşan Pulmoner Embolinin belirtilerinin birbirinden farklı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Demir, “DVT bacak ağrısı, hassasiyet ve şişlik yaparken, PE nefes darlığı, göğüs ağrısı nefes almada güçlük ve öksürük ve bazen kanlı balgam yapabilir. Bu belirtiler VTE için özgül olmayıp başka hastalıklarda da görülmektedir. Ancak bu belirtileri olan hastaların mutlaka hastaneye başvurmaları ve burada uygun tetkiklerle teşhislerinin konulması gerekmektedir. Çünkü erken zamanda pıhtı önleyici ilaçlar kullanmak yaşam kurtarıcı olabilmektedir.”
“Uzun süreli yolculuklar venöz tromboz oluşma riskini 2-4 kat arttırır”
İleri yaş ve aile bireylerinden birinin VTE geçirmiş olmasının risk faktörlerinin başında geldiğini vurgulayan Demir, uzun süre hareketsiz kalmak, üç günden uzun süren yatağa bağımlılık ve hastaneye yatmanın da önemli risk faktörleri olduğunu söyledi. Demir, ameliyat işlemi (özellikle karın, ortopedik ve kanser ameliyatları), hormon ilaçlarının kullanımı ve gebeliğin de VTE oluşumunu kolaylaştırdığını belirtti.
Prof. Dr. Muzaffer Demirsözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun süreli yolculuklar venöz tromboz oluşma riskini 2-4 kat arttırır. Altı-sekiz saatten uzun süreli hava yolculukları başta olmak üzere tüm yolculuklar için her 1-2 saatte bir ayağa kalkılması ve yürünmesi gerekir. Seyahat esnasında sigara kullanmaktan kaçınılması, baskı oluşturmayan rahat giysilerin tercih edilmesi, bacakların sık olarak kasılıp gevşetilmesi, oturma pozisyonunun sık değiştirilmesi, sıvı kaybının önlenmesi ve bu amaçla tercihen alkol içermeyen sıvıların içilmesi, varis çoraplarının kullanımı ve uzun süreli hareketsizliğe yol açabilecek yatıştırıcılar ile alkol kullanımından kaçınılması önerilir. VTE oluşumunu kolaylaştıran riskler müdahale ile düzeltilebilir risklerdir. Bu nedenle riskler konusunda bilinçli olunması durumunda VTE’nin önlenebilir bir hastalık olduğu görülmektedir.”
“Hastanede olan ölüm nedenlerinin başında VTE gelmektedir”
Kanser hastalarında VTE’nin oldukça sık görüldüğünü ve kanser hastalarının ölüm nedenlerinin başında geldiğini, VTE geçiren kanserli hastaların geçirmeyen kanserli hastalara göre daha erken öldüğünü ve hastalık seyrinin daha kötü gittiğinin bilindiğini belirten Demir: “Bu nedenle kanserli ve kanser tedavisi gören her hastanın VTE açısından risk değerlendirmesi yapılmalı ve gerek ilaçlı gerekse de ilaçsız önleyici tedbirler alınmalıdır. Kanserin türüne ve yaygınlığına göre VTE oluşum riski farklı olmaktadır. Ayrıca kanser teşhisi sırasındaki bazı laboratuvar test sonuçları da riski belirlemede yardımcı olabilmektedir. Hastada var olan ek hastalıklar, tedavide kullanılabilen bazı araç-gereçler ve bazı kanser ilaçları da VTE oluşumunu kolaylaştırabilmektedir” dedi.
Hastanede olan ölüm nedenlerinin başında VTE’nin geldiğini, bu nedenle hastaneye yatan her kanser hastasının VTE açısından risk değerlendirmesi yapılması gerektiğini söyleyen Demir, “hastalar bu konuda hekimlerini uyarmalıdırlar. Tedavi gören ve hastanede yatan kanser hastasında ilaç kullanımında bir engel yoksa eğer mutlaka pıhtılaşma önleyici ilaçlar, özellikle düşük molekül ağırlıklı heparinler kullanılmalıdır” diye konuştu.
SİTE HARİTASI
BİLGİ TOPLUMU HİZMETLERİ
© 2011-2017 Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Tic A.Ş.
Bu sitede yer alan bilgiler, hekim ve eczacıya danışmanın yerine geçmez. Abdi İbrahim ilaçları ile ilgili her türlü bilgi talebinde bize ulaşabilirsiniz;
Tel: 0212 366 8400
E-Posta: info@abdiibrahim.com.tr